Cuma, Şubat 03, 2006

2005'in Unutulmayan Anları

23. Universiade 2005 İzmir Yaz Oyunları'nda uzun atlama müsabakaları da yapıldı.

14 Temmuz 1789 Fransız İhtilali'nin yıldönümü kutlamalarından bir görüntü.

Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu, Fransa Federasyonu ve Rene Metge Concept işbirliğiyle gerçekleştirilen Dünya Cross Country Şampiyonası'nın dördüncü ayağına katılan Türk ve yabancı ekipler Bolu'daki güzergahta yer alan yaylalarda yola aniden çıkan inek ve kümes hayvanları nedeniyle zor anlar yaşadı.

Bu yıl ilk kez düzenlenen Özürlüler Özgür Olmalı başlıklı fotoğraf yarışmasında Anadolu Ajansı muhabiri Fırat Yurdakul "Engellenemeyen Dans Tutkusu" adlı bu fotoğrafıyla ikincilik ödülü aldı.

Trabzon'un Sürmene ilçesine bağlı Kutlular köyünde yaşayan Mehmet Yılmaz ormanda bulduğu öksüz ayılara hem annelik hem babalık yaptı.

Hatay'ın İskenderun ilçesinde herkesin sevgilisi haline gelen pelikan.

Yağmur bazen su baskını, bazen yoğun trafik, bazen de elektrik kesintisi anlamına gelir. Bazıları için ise "yalnızlık"

İzmir'in Pasaport ilçesi sahilinden bir görüntü.

Anne hep annedir. Kedi bile olsa.

Karadenizli kadınlar hayvanları için topladıkları bu yeşillikleri 5 kilometre boyunca yorulmadan taşıdı.

Ramazan ayından bir görüntü.

Fethiye'de denizin altı da en az sahiller ve çevredeki tarihi kalıntılar kadar ilgi çekiyor.

İstanbul'da fırtınalı bir gece. Ve işte 'o anların' peşinde koşan fotoğrafçılar için kaçırılmayacak bir görüntü.

23. Universiada İzmir Yaz Oyunları'ndan bir görüntü.

Kaynak: (fotogaleri.hurriyet.com.tr)

Ünlülerimizin Eski Resimleri

ORHAN GENCEBAY DENİZ AKKAYA

KENAN IŞIK ALİŞAN

Yavru Köpüşler

Performans Değerlendirme Terminolojisi Ve Gerçek Anlamları (!)


1 - Takım çalışmasına yatkın:

İki eliyle bi şeyi doğrultamayan, lakin kalabalığın arasında kaynamayı becerebilen ve iş yapıyo imajı çizebilen; çakal.

2 - Motivasyonu yüksek:

Sazan gibi her işe atlayan,bilumum angarya yüklenebilir şahsiyet.

3 - Etkili sunuş yeteneğine sahip:

Ortalamanın üzerinde güzel/ yakışıklı kişi.

4 - Beden dilini iyi kullanabilen:

"Bi su alabilir miyim" derken kaşı gözü oynayan sakat kişilik.

5 - Problem çözme yeteneği olan:

Havuz problemleri çözerek büyümüş olduğundan her konuda çözülecek bir problem arayan, rahatsız mizaçlı kolej talebesi; problem çözebiliyosa, problem de çıkartabilir,dikkatle izlenmesi lazım gelir.

6 - Stresle başa çıkabilir:

Dünya yansa umurunda olmayan rahat kişilik, gevşeklikte ve lakaytlıkta sınır tanımayan. (Not: Polyanagillerin istihdam edilebilenleri de benzer özellikler gösterir, zinhar karıştırılmamalıdırlar)

7 - Zamanı iyi kullanan:

Müdürünün ruhu bile duymadan,mesai saatleri içinde kahve içip fal baktıran, internette gezip solitare oynayan, icabında kuaföre gidip saç-baş bile yaptıran yaratıcı, neşeli, eğlenceli kişilik; ha bir de saat 6 oldu mu bi dakka bile durmaz ve çıkar gider bu tipler.

8 - Değişime açık:

Yalaka, bukalemun, fırıldak kişilik. Koç'luk yapabilir : Ara gaz verip çalışanları bedavaya çalışmaya ikna edebilen hin oglu hin.

9 - Etkili satış becerilerine sahip:

Ağızlarından girip burunlarından çıkmak suretiyle, müşterileri kandırmayı başarabilen tilki şahsiyet; herşeyi satabilir bu tipler, sizi de satabilir, dikkatli olun.

10 - Müşteri odaklı:

Şirkete karşı müşterilerle ittifak yapan hain tip; brütüs.

11 - Temsil yeteneği olan:

Her toplantıda basına demeç veriyormuşçasına havalara giren, kendini birşey sanan.. havada kişilik.

12 - Uyumlu:

Suya sabuna dokunmayan, etliye sütlüye karışmayan silik kişican, TRT'nin beraber ve solo şarkılar korosunda 30 yıl soloya çıkmadan durabilir, otistik de olabilir.

13 - Dışarıya açık bir kişiliğe sahip:

Sürekli ofis dışında.

14 - İyi iletişim becerilerine sahip:

Sürekli telefonla konuşur.

15 - Ortalama bir eleman:

Kafası pek basmaz.

16 - Üstün niteliklere sahip:

Şimdiye kadar önemli bir hata yapmadı. İşi her zaman birinci önceliktir : Flört bulamayacak kadar çirkin.

17 - Ailesinin sosyal hayatı aktiftir:

Eşi ve çocukları da kafayı çeker.

18 - Bağımsız çalışabilir:

Kimse tam olarak ne iş yaptığını bilmez.

19 - Süratli düşünür:

İyi bahaneler uydurur.

20 - Dikkatlice düşünür:

Karar veremez.

21 - Mantığını iyi kullanır:

İşi başkasına yaptırır.

22 - Kendini çok iyi ifade edebilir:

Türkçe konuşabilir.

23 - Liderlik yeteneklerine sahiptir:

Uzun boyludur veya bağıra çağıra konuşur.

24 - Geleceği çok iyi okur:

Bayağı şanslıdır.

25 - Neşesi yerindedir:

Belden aşağı birçok fıkra bilir.

26 - Kariyerine çok önem verir:

Adamı arkadan bıçaklayabilir.

27 - Sadıktır ve güvenilirdir:

Başka yerde iş bulamamıştır.

Kötü Haber Nasıl Verilir?




İstanbul'da üniversitede okuyan genç kız Ankara'daki babasına telefon etmiş:
"Baba, meraba.. Ben Lale...."
"Ooooo. Güzel kızım benim. Nabersin bakalım?..."
"Hiç sorma babacığım. Hiç keyfim yok valla..."
"Hayırdır? Bi sorun mu var?...
Kız ağlamaya başlar; babası ise üzüntü ve meraktan kafayı yemektedir:
"Noldu kızım? Anlatsana..."
"Murat evi terketti. Boşanmak istiyormuş..."
"Ne evi kızım? Ne boşanması? Sen ne zaman evlendin de boşanıyorsun?..."
"Hani senin hiç hoşlanmadığın esrarkeş çocuk vardı ya. Ben onunla evlendim."
"İyi halt ettin! Neyse, artık yapacak bi şey yok. Versin mahkemeye, hemen boşanın..."
"Boşanalım ama benden 10 milyar istiyor. Eğer vermezsem, iyi zamanlarımızda çektiği çıplak fotoğraflarımı internetten herkese yollayacakmış...."
"Püüh. Rezil... Çıplak fotoğraf çektirdin, öyle mi?"
"Ama babacığım. O benim kocamdı. Ne biliyim böyle bir pislik yapacağını."
"Peki. Olan olmuş artık. Yarın havale ederim parayı...Öğleden sonra bankaya gidip çekersin; sonra da alıp yakarsın o kahrolası fotoğrafları..."
"Sağol baba. Eeee. Şey....Bi de kürtaj için 2 milyara ihtiyacım var..."
Adam artık iyice fenalaşır. Boğuk bir sesle konuşur:
"Kürtaj mı? Bi de hamile mi kaldın o çocuktan sen?..."
"Aslında ondan değil... Zenci bi çocuk vardı...Zaten o yüzden ayrılıyoruz ya...."
Adam bayılmak üzeredir. Nabzı yükselir, tansiyonu düşer, artık inleyerek konuşmaktadır:
"Biz seni oraya okumaya yollamıştık. Sen ne haltlar çevirmişsin. Allahım.. Nedir bu başımıza gelenler...Okulu bititir bitirmez Ankara'ya dönüyorsun, yoksa kırarım bacaklarını..."
"İstersen hemen dönebilirim babacığım. Ben geçen yıl okuldan atıldım çünkü..."
Adam masanın üzerindeki soğuk su dolu sürahiyi başından aşağıya devirir ve ancak bu şekilde konuşmasını sürdürebilir:
"Okuldan mı atıldın? Hani birlikte avukatlık yapacaktık?... Eh be kızım sen hele bi gel buraya. Ben sana yapacağımı bilirim. Evden dışarıya adım attırmıycam sana. İlk isteyenle de evlendiricem...."
"O iş zor be baba.. Biliyorsun, moda oldu, artık evlenmeden önce eşler birbirlerinden sağlık raporu istiyorlar... Pek iyi bi rapor sunacağımı zannetmiyorum ben..."
"Allahım, çıldıracağım... Bir de cinsel hastalıklar haaa.....Kesin o zencidendir..."
"Çok pis arkadaşları vardı. Bilmem artık hangisinden kapmışımdır..."
Güm diye bir ses duyulur. Adam kısa bir süre için kendinden geçmiştir; ancak hemen kendisini toparlayıp tekrar telefonu alır.
"Hemen bu akşam dayını yolluyorum oraya. Seni alıp gelecek. Adresini ver bakıyım..."
"Mahmutpaşa Karakolu'ndayım... Gelirken kefalet için de biraz para getirsin yanında..."
"Karakol mu?...Bi de karakola mi düştün haa? Ne yaptın?...."
"Dün kafam çok bozuktu, çok içmişim. Araba kiralayıp dolaşmaya çıktım. O kafayla Arnavutköy'de kokoreççi dükkanına girmişim. Ama neyse ki kimse ölmedi. Dükkan sahibiyle kiralik araba firmasına biraz para vermek gerekir sanırım..."
Adam artık iyice fenalaşmıştır. Hatta fenalaşmak ne kelime; adeta kahrolmuştur. Telefonda kısa bir sessizlik olur. Kız tekrar konuşmaya başlar:
"Babacığım. Sakın üzülme. Bütün bunlar bir şakaydı. Ben sadece sınıfta kaldığımı söylemek için aramıştım..."
Bunun üzerine adam sevinçle ve mutlulukla haykırır:
"Canın sağolsun be güzelim, boşveeerrr. Okul da neymiş? Hiç mühim değil, tatlı canın sağolsun senin...."

Üniversite Efsaneleri


ODTÜ Felsefe öğrencilerini en çok zorlayan hocalardan biri yıllık olan dersinin final sınavında sınıfa gelmiş ve sınav sorusu olarak tahtaya, "Why?" (Neden?) yazmış. Öğrenciler ilk önce ne yazacaklarını şaşırmışlar, sonra herkes birşeyler yazmaya başlamış.
Yalnız bir öğrenci, sınavın ilk dakikasında kağıdını teslim etmiş. Öğrencinin cevabı da soru gibi kısaymış: "Why not?" (Neden olmasın ki?) Bu öğrenci sınavdan "100" almış.


*****

Aynı hoca başka bir sınavda "risk nedir?" diye soruyor. Yine bir öğrenci sınavın ilk 10 saniyesinde teslim ediyor kağıdını. Kağıdın üst kısmında sadece isim-soyadı yazıyor, gerisi ise bomboş beyaz yaprak. En altta ise "İşte risk budur" diye yazıyor. Ve sonuçta da sınıftaki en yüksek notu alıyor.


*****

Hocanın bir sonraki sınavında yine "Risk nedir?" sorusuyla karşılaşan öğrencimiz tekrar boş kağıt verince bu sefer 0 alıyor. Tabii koşa koşa hocaya gidip sebebini soruyor. İşte cevap: "Aynı şartlar altında, aynı riski iki kere almak aptallıktır!"


*****

Hocamız bir başka sınavda derse giriyor ve tek soru soruyor: "Atatürk ne yaptı?". Bütün öğrenciler harıl harıl yazmaya başlıyor, kağıtları dolduruyorlar. Sınav sonucunda herkes ortalama notlar alıyor. Bir öğrenci ise 100 alıyor. Bu öğrencinin cevap kağıdında şu yazıyor: "Ne yapmadı ki!"


*****

Bu tür öğrenciler ve değerlendirmeler Hukuk Fakültelerinde yok mu? Elbette var. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
'nde Hocanın biri sınavda, o günlerde devam etmekte olan bir davanın detaylarını vermiş ve sonucun ne olacağını sormuş. Tabii, bütün öğrenciler ha babam, de babam, sayfalarca yazmaya başlamışlar. Ama bir öğrenci kağıdını sınavın ilk dakikasında vermiş. Ve buna rağmen 100 almış. Öğrencinin yanıtı tek cümleymiş: "Devam eden dava hakkında yorum yapılamaz."

*****

Bir efsane de tıpçılardan: Olay bir tıp fakültesinin anatomi dersinde geçiyor. Okulun en iyi hocası, anatomi dersine ilk kez giren öğrencilerine; "Tıpta iki önemli şey vardır" demiş, "İlki, hiç bi şeyden iğrenmeyeceksiniz!"Bunu söyledikten sonra işaret parmağını önündeki kadavranın makatına sokmuş, şööyle bir karıştırıp çıkarttığı parmağını hop diye ağzına sokmuş ve emmiş. Ardından öğrencilerden de aynısını yapmalarını istemiş.
Genç tıp öğrencileri, kızara bozara aynı şeyi teker teker yapmışlar. Bunun üzerine Hoca öğrencilerine dönüp; "İkinci önemli şey ise çok dikkatli olmaktır" demiş ve eklemiş, "Mesela ben demin hastanın makatına işaret parmağımı soktum ama orta parmağımı emdim!"...


*****

Bir kız yurdunda kalan kızlar, artık temizlik görevlisine olan kıllıklarından mıdır yoksa nerden çıktığı belli olmayan bir yurt geleneğinden midir, her sabah dudaklarına ruj sürdükten sonra aynaya öperek iz bırakıyorlarmış.


Yurt müdürü ne yaptı ettiyse bu alışkanlığı ortadan kaldıramamış. Diğer yandan temizlik görevlileri de iyiden baş kaldırmaya başlamışlar. Sonunda müdürün aklına parlak bir fikir gelmiş. Hemen bir duyuru yapıp, kızları toplantıya çağırmış. Neyse toplanmış bunlar. Müdür "Buyrun tuvalete" demiş. Hep birlikte, temizlik görevlisinin beklediği umumi tuvalete girmişler. Aynalarda sabahki ruj izleri hala duruyormuş.

Müdür "Arkadaşlar" demiş, "Bazılarınız dudaklarına ruj sürdükten sonra aynaları öperek çıkması güç izler bırakıyor. Temizlik görevlilerimiz bunları temizlerken zorlanıyor. Sizleri görevlimizin bu temizliği yaparken ne kadar zorlandığını bizzat görmeniz için topladım. Bakın ve görün". Sonra görevliye bir işaret çakmış. Bizimki gayet sakin bir şekilde tuvalet fırçasını almış, klozetteki suya daldırmış ve aynayı temizlemiş. O günden sonra bir daha o yurtta tuvaletlerde dudak izine rastlanmamış.

Pazar, Ocak 29, 2006

Biz Nasıl Ölürüz?





Selam.

"Nereden çıktı bu konu?" diyeceksiniz şimdi. Demeyin. Yeni çıkmadı bu türkü çünkü. İnsanın doğma durumu ne kadar gerçekse, ölme durumu da o kadar gerçektir. Yalnız, bizim jenerasyonun ölümü, diğer nesillerinkinden farklı olacak gibi geliyor bana. Buna taktım sabah sabah. Biz nasıl ölürüz, ardımızdan neler söylenir, neler yazılır, neler yapılır... Bunları irdeleyip ırgalamak istiyorum bugün.

Her şeyden önce, biz ölmeyiz arkadaşlar. Ölüm eski nesillerin işi. Bizim işletim sistemimiz çöker. Hard diskimiz yeniden formatlanmayacak kadar eski ve bad sektör dolu olduğu için yeniden çalışmamız mümkün olmaz. Eskiler gibi gömülmeyiz de biz... Geri dönüşüm kutusuna atılırız vefakat geri dönüşemeyiz. Sanal ortamdan ebediyen siliniriz. Zaten hepimiz bir matrix içinde olduğumuz için tanım yanlış olmaz.

Bizim mezar taşımız da olmaz bu alemde. Bunun yerine ‘masa üstü kısayol ikonumuz’ durur. Aslımız silindiği için tıklarsanız çalışmayız ama oradayızdır işte. Mezar taşı yerine geçen bu ikonun üzerinde de standart mezar taşlarında olduğu gibi "ruhuna fatiha" falan yazmaz. Daha ziyade şöyle şeyler olabilir:

"Ruhuna fatiha forward et"
"Bir fatiha send ediniz"
"Ruhuna fatiha print"

Bunun gibi işte... Ne de olsa bilgisayar jenerasyonuyuz biz.

Bizim arkamızdan mevlit falan yapılır mı? Bence yapılmaz. Bunun yerine bir web sitesi açılır, onun içine mp3 formatında 41 Yasin, mevlit, hatim, hatim duaları falan yerleştirilip ziyaretçilerin bunları download ederek dinlemesi ve katılması istenir. Bir de counter koyup kaç kişinin ziyaret edilerek ortalama ne kadar hayır duası alabileceği hesaplanır. Bunun yanında, sitenin değişik bölümlerine ek butonlar koyulabilir. Mesela, "fitre gönder", "sadaka ver" butonları gayet faydalı olabilir. Yine aynı sitede "helva kavur" şeklinde bir butona tıklayarak ölü arkasından helva kavurma işlemi de yapılabilir.

"Aaah ah merhum cennetlikti valla, ne iyi insandı..." nidalarının gerçek sonucu öğrenilmesi için de "günah-sevap hesaplama" menüsüne veri girilebilir. Diyelim ki biz merhum, bir sürü insana iyilik yapmışız. Her yapılan iyiliğe bir derece verilip buraya veri olarak kaydedilmesine imkân sağlanır. Aynı şekilde kötülük yaptığımız insanlar da "hakkım var" butonuna tıklayarak kötü verileri girerler. Sonuçlar ana sayfada anlık olarak güncellenerek yayınlanır. Eğer kişinin cehennemlik yönü ağır basıyorsa fatiha ve yasin forwardlarına hız verilir.

Cenaze işlemleri, "mezarliklarmudurlugu.gov.tr" adresinden online sipariş verilerek yapılır. Cenaze namazımız da bir chat odasında admin olmuş bir imam tarafından kılınır. Sözgelimi, imam admin olarak odanın ortasına yazacaktır: "Merhumu nasıl bilirdiniz?" Cemaat teker teker yazacaktır: "İyi bilirdik, ok." Eğer cemaatten birisi "kötü bilirdik, sürekli virüs yollardı, spam mail atardı" falan yazmaya kalkarsa imam hemen o nicki banlayacaktır. Eğer cemaatteki çatlak sesler artarsa server ban çeker. Bir de bazı durumlarda, "bu adamın cenaze namazı kılınır mı, kılınmaz mı" tartışması olabilir. Misal, biri çıkıp "ya bu adam hep porno sitelerde gezerdi, hackerlıkla falan uğraşırdı, cenaze namazı kılınması caiz midir?" diye sorabilir. Bu durumda kişinin en az üç kez “islam.com” sitesine girmiş olması şartı aranabilir.

Cenaze namazımız kılınıp geri dönüşüm kutusuna bir daha geri dönüşmeyecek şekilde atıldıktan ve "41 yasin forward et","helva kavur" butonlarıyla bütün merasim bitirildikten sonra yine web sitesine konulmuş bulunan "ince ince ağla, sık sık özle" butonuna tıklanır. Hafif ağlama efektli screensaver yaratılır, bir powerpoint programında. Ayrıca web sitesinde yapacağımız ayarlamalarla 40'ı çıktığında Kur'an okutulur. Sene-i devriyesi geldiğinde de yine ruhumuza yasin ve hatim forward edilir.

Yaaa, işte böyle ölürüz biz...

Kallâvi selâmlar.


Hünkâr Koçali